HAZIRLAYAN: AHMET TURAN
Hizmet ve proje üretiyoruz
Demiryolu-İş Sendikası Konya Şube Başkanı Necati Kökat, gelişmiş ülkelerin
yük ve yolcu taşımacılığında büyük önem verdikleri demiryoluna, aynı
duyarlılığı göstermemiz halinde, Türkiye ekonomisi için önemli tasarruf
kaynağı oluşturacağını söyledi
BAŞLARKEN
Demiryolu çalışanlarının hak ve menfaatlerinin korunması ile
demiryollarına yatırım yapılması, verilen mücadeleyi öğrenmek ve kamuoyuna
aktarmak için DDY İş Sendikası Konya Şube Başkanı Necati Kökatla görüştük.
Samimi bir sohbet havasında yaptığımız görüşmede biz sorduk, Kökat
cevapladı. DDY-İş Sendikasının tanıtımının yanında yapılanları da öğrenme
fırsatı bulduğumuz söyleşimizde Konya’ya Vagon Bakım Merkezi kurulması
için hepimizin üzerine görev düştüğünü anladık. A.T.
Kendinizi tanıtır mısınız?
1956 Derbent İlçesi doğumluyum. İlkokulu Derbent’te, Ortaokulu Karma
Ortaokulu’nda bitirdim. Demiryollarına kalifiye eleman yetiştiren 4 yıllık
Özel Meslek Okulu’ndan mezun olduktan sonra, 1979 yılından itibaren
sendika faaliyetlerine işyeri temsilcisi olarak başladım. 12 Eylül
1980’den sonra sendikanın yönetim kurulunda Mali Sekreterlik ve Sendika
Sekreterliği görevlerinde bulunduktan sonra 1 Haziran 2003 tarihindeki
Olağan Genel Kurul sonucunda Demiryolu-İş Sendikası Konya Şubesi’nin
yönetim kurulu başkanlığına seçildim ve halen bu görevi yürütmekteyim.
Sendikanız hakkında bilgi verir misiniz?
Demiryollarında 1952 yılında sendika kuruldu. 1960 yılı ihtilal
hükümetinin baskısı sonucu işçileri başka işyerlerine gönderme, nakil
riski neticesi Toplu Sözleşme gibi işçiye maddi menfaat sağlayacak bir hak
olmamasına rağmen, imkansızlıklar içerisinde gece gündüz amatörce çalışan
yöneticilerle bugünlerin ilk temel taşları atılmış oldu.
1961 Anayasası ile 274-275 sayılı Sendika ve Grev Yasaları yürürlüğe
girmiştir. Bu kanunların ışığı altında 26 Haziran 1962 günü İhsan Turgan
başkanlığında Nuri Pekkarpuz sekreterliğinde Konya Valiliğine tüzük ve
müracaatı verilerek ilk sendikamız “Konya Demiryolu İşçileri Sendikası”
olarak kuruldu.
İstasyon Caddesi’nde bodrum gibi bir yerde kırık bir masa, sandalye ve
dolabı ile teşkilatlanma çalışmalarına başlandı. ilk etapta 399 kişi üye
yapıldıktan sonra 250 kuruş aidatla istasyonda daha geniş bir yer
kiralayarak hem sendika çalışmaları yürütüldü, hem de ilk marketçilik
örneği olan Tüketim Kooperatifi hizmetleriyle aktif sendikacılık
çalışmalarına başlanmış oldu. Bugün gelinen noktadaki başarıdan dolayı
geçmişteki yöneticilerimizin hizmetlerini takdir ediyor, kendilerini
şükranla anıyorum.
Ücret sendikacılığı mı yapıyorsunuz?
Ücret sendikacılığı yerine hizmet sendikacılığını ilke edindik.
1.8.1964 yılından geçerli olmak üzere imzaladığımız 1. Toplu-İş Sözleşmesi
görüşmesinden sonra, artan üye sayımız ve işlerimizin çokluğu nedeniyle
İstasyon Caddesi’ndeki şimdiki binamızın yerini alarak arsa içindeki iki
katlı binanın üst katında sendika, alt katında Tüketim Kooperatifimizin
faaliyetlerine devam edildi. Zaman içinde bir pikap alarak yol
boylarındaki takım işçisi üyelerimize aracımızla servis sağladık. Bir
kısım ürünlerde görülen yokluk ve karaborsa zamanlarında Tüketim
Kooperatifimizde üyelerimizi mağdur etmeyip bulunması zor her türlü
ihtiyaç maddelerini fabrikasından getirerek üyelerimizin evlerine kadar
ulaştırdık.
Her Toplu iş sözleşmesinde bir konut yapı kooperatifi kurmayı prensip hale
getirerek evi olmayan üyelerimizin tamamını çok cüzi aidatlarla ev sahibi
yaptık. Yine üyelerimizin katkısı ile birisi bin kişilik Osmanlı
mimarisine uygun diğeri, daha küçük iki cami yaptırdık. Ayrıca kurmuş
olduğumuz kömür döner sermayesi ile Konya, Afyon ve Niğde illerindeki
üyelerimizin ısınma ihtiyacı için kışlık kömür temin ettik.
Damperli kamyon ve minibüs alarak üyelerimizin her türlü hizmetine sunduk.
Kamyonumuz kömür ve yük nakillerinde kullanılmakta, minibüsümüz ise
üyelerimiz ve ailelerinin acil ulaşım-hastane ihtilaçlarının giderilmesi
ile birlikte bu sezondan itibaren inanç turizmi çerçevesinde dini ve
kutsal beldelere turlar, piknik ve tatil beldelerine turlar termal kaplıca
ve şifa tesislerine de turlar amaçlamaktadır.
Vagon tamir atölyesi, bakım merkezine dönüşemez mi?
İstasyon gar sahasında açtığımız Vagon Onarım Atölyesi’nde gücümüz
nispetinde demirbaş alet, edavat, makine ve malzeme alım yardımı yaptık.
Vagon tamir atölyesi şeklinde hizmet veren tesisimiz, gerekli desteği
görmesi halinde sanayicimize de çok fayda sağlayacak bakım merkezi haline
gelebilecek bir tesistir.
Bunun için KTO, KSO, Büyükşehir Belediyesi, Milletvekilleri ve Özel İdare
Genel Sekreterliği’nin katkıda bulunması şarttır. Biz bu konuyu basın
yoluyla defalarca kamuoyuna duyurmamıza rağmen ne KTO’dan, ne de KSO’ dan
gereken ilgiyi göremedik. MÜSİAD, Makine Mühendisleri Odası Konya Şubesi
ve Selçuklu Belediye Başkanlığı’ndan teşekkür aldık.
Bu tesisler için yerimiz var, teknik elemanımız var. Yatırım yapılması
için sadece destek gerekiyor. Türkiye piyasasında böyle bir boşluk
bulunuyor. Konya’da imal edilecek yolcu vagonları iç piyasada, şehir içi
metro ve tramvaylarda kullanılacağı gibi dış piyasaya da satılabilir. Bu
tesislerde ayrıca demiryolu altyapı malzemeleri de üretilebilir.
Türkiye’de tek yolcu vagon fabrikası Adapazarı’nda olup 1999 yılında iki
depremde büyük hasarlar gördüğü için yarı kapasiteyle çalışmakta ve halen
iç piyasanın ihtiyacını bile karşılayamamaktadır.
Vagon yapım merkezi ile ilgili Konya’da halen TCDD’ye ait vagon revizyon
atölyesi var. Bu bilgileri DDY Genel Müdürü’nün Konya ziyaretinde
kendisine de aktardık. Siyasi sahiplenme olması halinde projenin
gerçekleşebileceği cümlesini kullandı. Milletvekilerimizin konuya sahip
çıkmasını istiyoruz.
Şimdi mevcut atölyede yapılan işlerin bir kısmı Konya sanayisinden hizmet
alımı şeklinde esnafa yaptırılmakta, ayrıca malzeme parça alımı da yine
Konya esnafından temin edilmekte. Türkiye ve komşu ülkelerde tramvay ve
tren toplu taşıma için önemli yatırım haline geldi. Onun için bu fırsat
iyi değerlendirilmeli. Gerekli destek verilerek Konya’da bulunan
atölyemiz, tren vagonlarının bakım ve onarımının yapılabileceği Vagon
Bakım Merkezi’ne dönüştürülebilir.
Burada aynı zamanda faaliyete geçecek hızlı tren setleri bile yapılabilir.
Demiryolu ile karayolu arasındaki farkı anlatabilir misiniz?
Sadece Konya-Ankara karayolunda son iki yılda toplam 187 trafik kazası
olmuştur. Bu kazalarda 13 insanımız hayatını kaybetmiş, 208 kişi de
yaralanmış ve milyarlarca liralık maddi zarar meydana gelmiştir. Yine
Konya-Ankara karayolunda yılda yaklaşık 21 bin 807 ton benzin
sarfedilmektedir. Konya-Ankara arası yıllık otoban bakım masrafı, aynı
mesafe demiryolu bakım maliyetinin üç katına tekabül etmektedir. Karayolu
araçlarında çevre kirletme oranı yüzde 90’dır. Oysa demiryolu araçlarının
hava kirliliğine katkısı sadece yüzde 5’tir. Bir yolcu treni 20 otobüs ve
400 otomobilin taşıyabileceği yolcu kapasitesindedir. Ülkemizde 530 bine
yakın kamyon ve 145 bine yakın da otobüs karayollarında yük ve yolcu
taşımaktadır. Bu rakam AB’ye üye 15 ülkede bulunan otobüs ve kamyon
sayısının iki katıdır. Kısaca AB ülkelerinde karayolu taşımacılığı Türkiye
kadar tercih edilmemektedir.
Çift hatlı 1 kilometrelik demiryolu hattının maliyeti 3 milyon 675 bin USD,
ek hatlı 1 kilometrelik demiryolu hattının maliyeti de 2 milyon 190 bin
USD’dir. Buna karşılık düz arazide 1 kilometrelik karayolunun maliyeti 6
milyon USD, engebeli arazide 1 kilometrelik karayolunun maliyeti ise 12
milyon USD’dir. Kıyaslarsak karayolu yapımı demiryolunun iki katına
çıkmaktadır. Hem yapım da, hem de kullanım da demiryolu karayoluna kıyasla
çok ekonomiktir. Ayrıca 5 yolcu vagonu bulunan bir tren de en fazla 5
personel çalışır.
DDY’nin dışında örgütlendiğiniz kurum var mı?
Konya’da ikinci bir örgütlenme ağımız Büyükşehir Belediyesi Raylı
Sistem Daire Başkanlığı’ndadır. Burada çalışan işçi arkadaşlarımız için 3
dönemdir toplu sözleşme görüşmeleri yaptık. Şimdi 4. dönem görüşmeleri
için hazırlık yapıyoruz. 4. dönem görüşmeleri 2007 Ocak ayı içinde
başlayacak. Raylı Sistem Daire Başkanlığı’nda görüşmelere 180 işçi ile
başladık. Şimdi emekli olmalar nedeniyle yapılan ayrılıklarla 120 üye
işçimiz kaldı. Belediye yeni alınan işçileri sendikalı olarak yaptırmıyor.
Taşeron işçisi olarak alıyor. Biz Büyükşehir Belediye Başkanımızın bu
konuda duyarlı olacağına inanıyoruz ve güveniyoruz. Raylı sistemde 150
müteahhit elemanı çalışıyor. Taşeron firma ile sendikalı işçiler
arasındaki ücretler arasında çok büyük fak var. Üyelerimiz tramvay
kullanan vatmanlar ve atölyedeki arkadaşlarımızdan oluşuyor. Tek
sıkıntımız örgütlenmenin önündeki engel.
Hızlı tren çalışmalarında sorun olan durum var mı?
Konya-Ankara arası hızlı tren güzergahındaki hat çalışmaları ihale
edildiği şekliyle devam ediyor. Ancak Konya-Sarayönü arasındaki güzergahta
yeni döşenecek hat ile eski hattın çakışması sonucu 60 günlüğüne
Konya-İstanbul arası tren seferleri iptal edilecek. Yani, İç Anadolu Mavi
Treni, Meram Ekspresi ve Toros Ekspresi’nin Konya bağlantılı seferleri 60
günlüğüne ertelenecek. Bu arada Konya-Horozluhan arasındaki eski hat
sökülerek yeni hat döşenecek.
Tasarruf genelgesi adı altında Konya-Afyon güzergahındaki Kadınhanı
istasyonu yolcu ve yük taşımacılığına kapatıldı. Mevcut yapılar da
kaderine terk edildi. Devlet malının korunması gerekirken, bu istasyondaki
lojmanlar dahil binaların üçüncü şahıslar tarafından gayri meşru işlerde
kullanıldığını duyuyoruz. Buna da üzülüyoruz. Binaların korunması ve
istasyonun yeniden hizmete açılması için bugüne kadar tüm müracaatlar
sonuçsuz kaldı. TMO deposunun olmasının yanında, Kadınhanı Polatlı
güzergahının kavşak noktasında bulunması nedeniyle burası biran evvel
hizmete açılmalı.
Çalışanlar için asgari ücret adil bir ücret midir?
Çalışanlar için asgari ücretin adil bir ücret olması söz konusu
değildir. Türkiye’de asgari ücret çalışan kişinin kendisi ve ailesi için
iyi bir yaşam düzeyi sağlayan ücret olmak yerine; bir kişi için belirlenip
tüm ailesinin geçimini sağlayan ücret olmayı sürdürecektir.
Hükümet, Avrupa Birliği sürecinde Avrupa ülkelerinde çalışanlarda hak
ararken, yalnız AB’deki sendikal ve işçi haklarının Türkiye’de olmamasını
istiyor. Bizce sendikal hakların çıkmayışının sebebi budur. AB ülkeleri
çalışanları için hak olan 4 haftalık ücretli yıllık izin hakkını, ülkemiz
çalışanları için çocuk bile olsa uygun görmüyorlar.
Örgütlenme, toplu iş sözleşmesi ve grev haklarını göstermelik haklar
olarak kağıt üzerinde kalmaya devam etmesini istemektedir.
Ankara’da yapılan AB Türkiye müzakereler sürecinde “Avrupa Sosyal Modeli
ve Sendikal Haklar” konulu toplantıda hükümetin sosyal şartın maddelerine
konan çekinceleri AB dönem başkanı Finlandiya’nın Ankara Büyükelçisi
tarafından eleştirildi.
Biz çalışanlar da, Avrupa Birliği ülkelerindeki sendikal hakların
Türkiye’de de olmasını istiyoruz. Hükümetin iş kollarının genişletilmesi,
örgütlenmenin önündeki sıkıntıların aşılması ve tüm çalışanların sendikalı
olması noktasında yapılacak çalışmaları bir hükümet politikası haline
getirmesini istiyoruz.
Dünyada birçok ülkede bir işyerinin ürettiği malların üzerinde “Bu ürün
sendikalı işçiler tarafından üretilmiştir” damgası vuruluyor. Bu malın
kaliteli olduğunu kanıtlamak adına yapılıyor. Biz de hala sendika dedin mi
öcü gibi gösteriliyor. Sendikanın önü kilitleniyor. İşverenin kafasında
sendika işyerine zarar veren bir örgüt gibi algılanıyor. Bizim anlayışımız
sendika o işyerinin sigortasıdır. Bir işyeri varsa işçi var, işçi varsa
sendika var demektir. Biz sendikacılığa hizmet ve üretim olarak bakıyoruz.
Çalışanların vergiye bakışı nasıl?
Hükümet yine AB sürecinde birçok reformlar yapıyor ama AB’deki
sendikaların reformlarını yapamıyor. 2007 enflasyon rakamları yüzde 5
açıklanırken emlak vergisi oranı 12 kat oranında, arsa ve arazi vergileri
de yine bu oranlarda artırılıyor. Vergi adaletsizliği giderek büyüyor.
Vergi her ülke için en temel gelir kaynağı olduğu gibi, gelir dağılımının
iyileştirilmesinde de en temel araçtır. Bir ülkede vergi yükünün adaletli
ve dengeli dağılımı incelenirken dolaylı ve dolaysız vergilerin toplanan
vergiler içindeki payına bakılmalıdır.
Vergi yükü asıl olarak düşük ve sabit gelirlilerin üzerinde kalıyor. Bir
ülkede dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payı, dolaysız
vergilerden yüksekse o ülkede vergi adaletinin varlığından söz edilemez”
şeklindeki yaygın görüşe göre Türkiye’de vergi adaletinden her geçen yıl
biraz daha uzaklaşılıyor. Bu durum ise Anayasa’nın 73. maddesine göre
“Herkes kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle
yükümlü” maddesine aykırı düşmektedir. Aynı zamanda vergi yükünün adaletli
ve dengeli dağılımı maliye politikasının sosyal amacıdır” ilkesine de
aykırı düşmektedir.
AB ülkelerinde dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payı
ortalama yüzde 35. Türkiye’de ise yüzde 73’e ulaşmıştır.
TBMM’ye sunulan vergilerde değişiklik getiren Kanun tasarısına göre
dolaylı vergilerin kapsamı daha da genişletiliyor. Örneğin tek bir evi
olan ve bugüne kadar vergi alınmayan emeklilerden emlak vergi alınması
getiriliyor. Bu tür vergiler geçinemeyen insanları daha da zor durumda
bırakacak.
Teşekkür ediyoruz.